Netice olarak diyebiliriz ki, istikametin ölçüsü Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) ve ashabının yoludur. Kim hayatıyla Devr-i Risalet-penahi’ye yaklaşıyor ve yanaşıyorsa o, o nisbette Allah’a ve Resûlullah’a yakın demektir. Kim de Aleyhissalâtü vesselâm’ın ve ashabının hayatından uzaklaşıyorsa o da o nisbette Allah’tan ve Resûlullah’tan uzak demektir. Âhir zamanda bu ümmete can getirecek, dizine derman olacak, kalbine kuvvet verecek insanlar, Efendimiz’e ve ashabına benzeyen insanlar olacaktır. Onlar, yeri geldiğinde yurt ve yuvalarını Allah için terk edecek, –Sefiller’de olduğu gibi– adım adım takip edildikleri hâlde hak ve hakikate bağlılıklarından ve hak nâmına kadirşinaslıklarından ötürü –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– hizmette fütûr göstermeyecek, evlerini terk edip hizmet için diyar diyar dolaşacak, hakikate susamış aç sinelere ilhamlarını boşaltmak için hakaretler görecek ve sû-i edeplere maruz kalacaklardır. Fakat yoldan, İslâm davasından ve bu davanın erkânından asla vazgeçmeyeceklerdir. Yâr u ağyâr bunu istese de istemese de, Allah’ın tevfikiyle, bunun emareleri çoktan zuhûr etmiştir. Başında Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) olduğu bu işin tohumları çoktan ihlâslı ellerle atılmıştır. Elverir ki, hem fert hem de topluluk olarak herkes emrolunduğu gibi dosdoğru olsun. Hatta bazen, bazı doğru hareketlerinden dahi yer yer kuşkuya kapılsın ve “Acaba Rabbimi hoşnut edebildim mi?” mülâhazasıyla tir tir titresin…
İstikamet erbabından Allah (celle celâluhu) ebediyen razı olsun…
[1] Bkz.: İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye 3/177 [2] Tirmizî, tefsir (56) 6; Münâvî, Feyzü’l-kadir 4/169. [3] Hâkim, el-Müstedrek 2/536; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 2-253,298. [4] Tirmizî, îmân 18; Ebû Dâvûd, sünnet 1; İbn Mâce, fiten 17. [5] Buhârî, meğâzî 11.